Anonim Halk Edebiyatı ve Nazım Şekilleri

Anonim Halk Edebiyatı

Kim tarafından söylendiği belli olmayan, uzun dönemler sonucunda oluşan ve halkın ortak malı sayılan, sözlü geleneğe dayalı edebiyattır. Her eseri ortaya koyan bir sanatkâr vardır fakat bu eserlerin zamanla ilk söyleyeni unutulmuş ve eserler halkın beğenisinde yaşamaya başlamıştır. Sözlü olarak aktarıldığı için dilden dile geçtikçe zaman, kişi ve yer unsurları değişikliğe uğramıştır. Anonim halk edebiyatında; süsten uzak, açık, anlaşılır bir dil kullanılıp daha çok aşk, hasret, yiğitlik, ölüm gibi tüm insanlığı ilgilendiren konular işlenmiştir.

Anonim Halk Edebiyatı Özellikleri

  • Eserlerin yazarları ve söyleyenleri belli değildir, yani anonimdir.
  • Eserler, halkın içinde sözlü olarak yaşar ve kuşaktan kuşağa aktarılır.
  • Üreteni halk olduğundan dili son derece anlaşılır ve sadedir. 
  • Ürünler yayıldığı bölgenin dil özelliklerini taşır, yöresel ağız özellikleri rastlanır.
  • Geleneğinin ürünleri; nazım, nesir ve nazım-nesir karışık bir şekilde oluşturulmuştur.
  • Şiirlerde genelde nazım birimi olarak dörtlükler kullanılmıştır.
  • Şiirlerde hece ölçüsü (ulusal ölçü) kullanılmıştır.
  • Şiirlerde genellikle yarım ve cinaslı uyaklar kullanılmıştır.
  • Eserler Anadolu halkının yaşamını, düşünce tarzını ve dünyaya bakış açısını yansıtır.
  • Başlangıçta bir kişinin eseri olarak ortaya çıkan ürünler daha sonra halk tarafından benimsenmiş, zamanla halkın ortak malı haline gelmiştir ve ilk söyleyeni unutulmuştur.
  • Eserlerde genelde ölüm, aşk, hasret yiğitlik gibi konular işlenir.
  • Nazım şekilleri: mâni, türkü, ninni, tekerleme, bilmece, destan, ağıt
  • Mensur (nesir) türler: masal, atasözü, deyim, fıkra, halk hikayeleri, halk tiyatrosu ( Karagöz, ortaoyunu, meddah)

Nazım ve Nesir

Yazıdan önce söz vardı. Fakat söz, belli bir müddet sonra unutuluyordu. Bu sebepten ötürü sözler uyaklı bir biçimde söylenmeye başlandı ve nazım doğdu. Nesrin doğuşuysa yazının icadıyla ve nazımdan epeyi sonradır. Pekâlâ bu sebeptendir ki bir şiiri ezberlemek bir metni ezberlemekten daha kolaydır.

Nazım

Kelimenin anlamı “ipe inci dizmek”tir. İncelediğimizde, “nizam” kelimesi ile aynı kökten -nzm- geldiğini görebiliriz. Nizam Türkçe anlamıyla düzen demektir. Yani nazımda bir düzenlemeden, doğru kelimelerin doğru sırada ve doğru ölçüde düzenlenmesinden bahsedebiliriz. Dizelerden oluşan, ölçülü ve uyaklı  bu anlatım yolunda aşk, coşku, yiğitlik, matem gibi konular yoğun duygularla beraber işlenmiştir. Yazının icadına (MÖ 3200) kadar söylenen her eser nazım türündedir çünkü kafiyeler sayesinde ezberlenmesi kolaydır. Ahenk ögesi ön planda olduğundan yazım kurallarının dışına çıkıldığı istisnai durumlara göz yumulabilir.

Nesir

Kelimenin kökü “nşr”dir. Saçmak, dağıtmak anlamına gelir. Şiir olmayan anlamında kullanılan nesir kelimesi, düz yazıları ifade etmek için kullanılır. Yazının bulunuşundan sonra gelişen bu anlatım yolu, anlatmaya yahut göstermeye dayalı metinlerde sıkça tercih edilmiştir. Duygu, düşünce ve hayallerin dil bilgisi kurallarına uygun biçimde aktarılması esastır. Nesir; hikaye, roman, tiyatro, masal, anı, makale, sohbet, deneme, gezi yazısı, biyografi gibi edebiyat türlerinde kullanılır.

Bir Türk ozanı

Anonim Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri

Mâni

Tanım: Yedişer heceli dört dizeden oluşan, konu sınırlaması olmamakla beraber en çok işlenen konusu aşk olan, uyak düzeni aaxa biçimindeki anonim halk şiiri nazım biçimidir. 

  • Edebiyatımızın en kısa nazım şeklidir.
  • Eğlence için sözlü veya yazının icadından sonra haberleşme maksatlı yazılı halleri mevcuttur.
  • Yedi heceli dört dizeden oluşur.
  • Uyak düzeni aaxa şeklindedir.
  • İlk iki dizeye “doldurma dizeler”dir. Asıl konuyla ilgili olmayan, uyağı doldurmak maksatlı yazılan dizelerdir.
  • Asıl duygu ve düşünce son iki dizede belirtilir
  • Üçüncü mısranın serbest oluşu -x- söyleme kolaylığı sağlar.
  • Aşk, özlem, mizah, özel zamanlar -bayram, evlilik, ramazan- gibi konular için söylenir.
  • Divan edebiyatındaki karşılığı “tuyuğ”dur.
  • Maniler şekillerine göre beşe ayrılırlar:

1)  Düz (tam) mâni:

  • Tek dörtlükten oluşur ve  hece ölçüsü yedilidir.
  • Örnek:
    Şu dağlar olmasaydı
    Çiçeği solmasaydı
    Ölüm Allah’ın emri
    Ayrılık olmasaydı”

2)  Artık (yedekli) mâni:

  • Dörtten fazla dizeden oluşur -anlamı tamamlamak ya da pekiştirmek için- ve hece ölçüsü yedilidir.
  • Örnek:
    Ağlarım çağlar gibi
    Derdim var dağlar gibi
    Ciğerden yaralıyım 
    Gülerim sağlar gibi 
    Her gelen bir gül ister
    Sahipsiz bağlar gibi”

3)  Kesik (cinaslı) mâni:

  • Tek dörtlükten oluşur ve hece ölçüsü yedilidir fakat ilk dizesi  yedi heceden azdır.
  • İlk dizesi cinaslı bir sözden oluşur.
  • Örnek:
    Güle naz 
    Bülbül eyler güle naz 
    Girdim bir dost bağına

4)  Ayaklı mâni:

  • Kesik manilerin birinci dizesinin doldurularak söylenmesidir.
  • Örnek:
    Ah o beni o beni
     Kâkül örtmüş o beni 
    Ben yarimi unutmam 
    Unutsa da o beni”

5)  Deyiş (karşılıklı mâni):

  • İki kişinin karşılıklı söylediği mânilerdir.
  • Örnek:
    Rafta hedik kaynana
     Dişi gedik kaynana 
    Oğlun çerez getirdi 
    Sensiz yedik kaynana”

Türkü

Tanım: Türlü özel ezgilerle söylenen; konuları aşk, sevgili, dert, yaşanmış olaylar, doğa olan, kuşaktan kuşağa ve yöreden yöreye aktarılan anonim halk şiiri nazım biçimidir.

  • Türküler iki bölümden oluşur: Esas kısım yani bent ve bentleri birbirine bağlayarak tekrar eden -nakarat gibi- “kavuştak” ya da diğer adıyla “bağlama”. 
  • Daha çok yedili, sekizli ve on birli olmakla beraber her hece ölçüsü kalıbıyla söylenirler.
  • Her konuda türkü söylenebilir fakat aşk, hasret, üzüntü ilk sıralarda yer alır.
  • Türlü sebeplerden ötürü yakılan türküler, yurdun her köşesine yayılır ve halka mâl olur.
  • Yayılmış şekildeki türkülerin derlenip bize ulaşmasını sağlayan kişilere türkü derleyicileri denir. Muzaffer Sarısözen, Nida Tüfekçi, Neriman Altındağ Tüfekçi ve  Neşet Ertaş kıymetli türkü derleyicilerimizdendir.
  • Türküler anonim ve ferdî olarak ikiye ayrılır. Anonim olanların söyleyeni zamanla unutulmuştur, ferdî türkülerin ise söyleyeni bellidir. Âşık Veysel ve Neşet Ertaş’ın ferdî türküleri meşhurdur.
  • Türküler ezgileri,  konuları ve yapıları bakımından sınıflandırılabilir.
  • Ezgilerine göre türküler:
    • Usulsüzler (uzun hava):
      • Barak
      • Bozlak
      • Divan
      • Hoyrat
      • Çukurova
      • Gurbet havası
      • Yas havası
      • Boğaz havası
      • Yol havası
      • Yayla havası
    • Usullüler (kırık hava):
      • Zeybek
      • Horon
      • Halay
      • Bar
      • Peşrev
      • Kaşık havası
      • Zil havası
      • Fingil havası

  • Konularına göre türküler:
    • Ninniler 
    • Çocuk Türküleri
    • Doğa Türküleri
    • Aşk Türküleri
    • Kahramanlık ve Askerlik Türküleri
    • Tören Türküleri
    • İş Türküleri
    • Karşılıklı Türküler
    • Ölüm Türküleri
    • Oyun Türküleri

  • Yapılarına göre türküler:
    • Mâni kıtalarından oluşanlar.
    • Bentleri bir, iki, üç veya dört dizeden oluşanlar.
    • Kavuştakları bir, iki, üç veya dört dizeden oluşanlar.
    • Her dörtlüğün son dizesi kavuştaktan oluşanlar.
    • Kavuştağı olmayanlar.

Ormancı Türküsü

“Çıktım Belen kahvesine baktım ovaya,
 Bay Mustafa çağırdı dam oynamaya.
 Ormancı gelir gelmez yıkar masayı,
 Laf anlamaz ormancı çekmiş kafayı.

 Aman ormancı canım ormancı,
 Köyümüze getirdin yoktan bir acı.

 Köyümüzün suları hoştur i̇çmeye,
 Üstünde köprüsü var gelip geçmeye.
 Ormancı da beni vurdu hiç mi hiçine,
 Yazık ettin ormancı köyün i̇ki gencine.

 Aman ormancı canım ormancı,
 Köyümüze getirdin yoktan bir acı.

 Gereviz’in ortasında değirmen döner,
 Değirmenin suları dağından i̇ner.
 Mustafa’ya atılan kurşun Tevfik’e değer
 Tevfik’imin acıları yürekler deler

 Aman ormancı canım ormancı,
 Köyümüze getirdin yoktan bir acı.”

Ormancı Türküsü, Belen kahvesinde yaşanan acı bir olayı anlatan anonim türkümüzdür. Görüldüğü üzere türkülerimizde aşk, hasret yanı sıra yaşanan acı olaylar da işlenmiştir.

Ağıt

Tanım: Ölen kişilerin ardından duyulan üzüntüyü, kederi dile getirmek ve acıyı hafifletmek için söylenen şiirlerdir. Doğal afetlerle ilgili ağıtlar da yakılmıştır.

  • Acı bir olaydan yahut ölen kişinin iyiliklerinden, yaşamındaki önemli olaylardan ve kahramanlıklarından bahseder.
  • İslamiyet öncesi Türk edebiyatındaki adı sagu, divan edebiyatındaki adıysa  mersiyedir.
  • Belli geleneksel hareketler eşliğinde kendinde özgü ölçü ve uyaklarla söylenir
  • Pek eski bir gelenektir, Anadolu’da çok yaygındır.
  • Genelde 7, 8 ve 10’lu hece ölçüsüyle söylenirler.
  • Erkeklerin söylediği ağıtlar da vardır fakat genelde kadınlar söyler.
  • Bu türün bilinen en eski örneği Alp Er Tunga Sagusu’dur.

1947 yılında, Emirdağ’ın Başkonak köyünün Arzılı mahallesine bir askerî uçak düşer ve iki pilot subay şehit olur. Şehit olan pilot subaylara, yörenin ünlü ağıtçı kadını Topakkız (Gülsüm Köse) bu ağıtı yakar. 

“Duman durmuş Arzılı’nın dağına,
 Yol (y)ıramış varamamış köyüne,
 Haber verin âşiretinin beyine,
 Gurbanlar olurum yaralı beyim,
 Arzılı buraya aralı beyim.

 Yeni çıkmış subayın da birisi,
 Telde galmış saçların derisi,
 Duydum’ola anasıynan garısı,
 Gurbanlar olurum yaralı beyim,
 Tayyare buraya aralı beyim.”

Ninni

Tanım: Genelde aile büyüklerinin -ağırlıklı olarak kadınlar- çocuklarını uyuturken söyledikleri özel ezgileri olan şiirsel anonim halk edebiyatı ürünüdür.

  • Dîvânu Lugâti’t-Türk’te ninni kelimesinin karşılığı olarak balu balu ifadesi kullanılır.
  • Çoğunlukla 7’li hece ölçüsü ve “aaxa” uyak düzeni kullanılır.
  • “Uyusun da büyüsün ninni”, “ E, e, e, e” ve “Ninni yavrum ninni” gibi sözlerin uyku getirici müzikal tesirlere sahip olduğuna inanılır.
  • Bir türküden yahut mâniden uyarlanarak söylenebilirler.
  • Çocuğun rahatlamasını, güvende hissetmesini sağlar.
  • Çocuk, anadiliyle ilk defa ninniler sayesinde tanışır.
  • Ninnilerde çoğunlukla dilek, temenni, sevgi, ilgi, şikâyet, üzüntü, ayrılık, gurbet, vaat, tehdit ve korkutma gibi konular işlenir.
  • Anneler bazen söyledikleri ninniler vasıtasıyla derdini anlattığı için onlara bir çeşit terapi gibidir.

Ninni Örneği:

“Fış fış kayıkçı,
Kayıkçının küreği,
Hop hop eder yüreği.
Benim evde etim var,
Bir yaramaz kedim var,
Kedim eti yerse,
E, e, e, e,

Fış fış kayıkçı,
Kayıkçının küreği,
Hop hop eder yüreği.
Akşama fincan böreği,
Yavrum yesin büyüsün,
Tıpış Tıpış yürüsün.
E, e, e, e,”

Önemli Notlar:

  • Destanlar, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında başlayan, nazım ve nesrin karışık şekilde bulunduğu nazım çeşididir. Öte yandan doğal destanların anonim olması ve nazım içermesi sebebiyle anonim halk edebiyatı başlığı altında da incelenebilir.
  • Tekerlemeler, bilmeceler ve bulmacalar da anonim halk edebiyatı ürünlerinden sayılabilir.

Kaynakça:

Yazılar:

Resimler:

0 0 votes
Yazıyı Puanla
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments