Dali ile Freud

SanatYorum üzerindeki ilk yazım ile karşınızdayım. Başlığı okuduğunuz zaman bu iki ismin nasıl yan yana gelebileceğini hayal edememiş olabilirsiniz. Bu yazının konusunun nasıl aklıma geldiğini anlatayım isterseniz:

Birkaç aydır Londra’da yaşıyorum ve tüm Birleşik Krallık ’ta bulunan müzeleri kendi çapımda gezmeye çalışıyorum. İnternetten araştırma yaparken Freud Museum London ile karşılaştım. Aklıma ilk gelen şey daha önceden okumuş olduğum bilgi kırıntılarıydı. Freud (1856-1939) Nazi akımının Avusturya’da yaygınlaşması sonucunda Londra’ya gelmişti ve 1938-1939 yılları arasında burada ikamet etmişti, hemen ardından da ölmüştü. Freud gibi bir insan ülkenizde sadece bir sene yaşamış olsa dahi onun üzerine müze yapmamak olmaz pek tabii. Derhal müze için bilet ayırdım ve hemen yola koyuldum.

Metrodan ayrıldıktan sonra müzeye doğru yürümeye başladım. Oldukça lüks evlerin bulunduğu sakin bir mahallenin içine girmiştim. Evlere hayran olmamak imkansızdı ve ister istemez içimden “Seni şanslı adam” diye geçirdim. Aslında pek de şanslı olmadığını biliyordum elbette, ardından evleri incelemeye başladım. Freud’un evine ulaştığım zaman ise içimi bir heyecan kapladı. Bahçesinde bulunan sandalyelerin hemen yanında Freud’un o sandalyelerde otururken çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Psikanalizin yaratıcısı meşhur tıpçı Sigmund Freud’un birebir temas ettiği eşyalara şimdi de ben temas ediyordum. İçeriye girdiğinizde sizleri Japon sanatçı Hiroshi Yoshida tarafından çizilmiş Fuji Dağı tablosu karşılıyor. Bu tablo Japon psikiyatrist Heisaku Kosawa tarafından Freud’a hediye edilmiş. Fuji Dağı dediğimiz zaman aklımıza ilk Hokusai ve onun meşhur eserleri geliyor [1]. Duvarlarda başka sanat eserleri de gördüğüm zaman “sanırım Freud’un sanata ilgisi vardı” şeklinde bir düşünce geldi aklıma. Bu düşüncenin saçmalığını da hemen ardından kavrayıverdim. Özellikle Jung’un semboller hakkındaki kitabıyla [2] birlikte psikoloji-sanat ve psikanaliz-sanat ilişkileri beynime kazınmıştı. İnsanın olduğu her yerde semboller, sembollerin olduğu her yerde sanat vardır neticede. 

Her neyse konudan fazla sapmak istemiyorum. Müze gezimin hemen sonrasında mağazadaki kitapları incelerken gözüme bir defter çarptı ve üzerinde Salvador Dali ile Sigmund Freud yan yana duruyordu. O anda Freud ve Dali arasında ilişki olma ihtimalinin oldukça fazla olduğu fikri aklıma aniden geldi. Çünkü Dali’yi az çok tanıyorsanız kendisinin bir sürrealist olarak rüyalarla bağını bilirsiniz. Aynı şekilde “Freud’un Rüyaların Yorumu kitabını okumamış olmasının imkanı yok” şeklinde düşünmeden edemedim. Yaptığım araştırmalar neticesinde haklı çıkmıştım.

Dali, Freud’un Rüyaların Yorumu kitabını hayatının büyük keşiflerinden birisi olarak gördüğünü belirtir. Freud daima sürrealist sanata ilham kaynağı olmuştur. Dali rüya ve hayalleri insan düşüncesinin merkezinde görüyordu. Dali’nin sürrealist yapıları büyük bir gerçekçilikle resmetme tarzını oluşturmasına Freud’un katkısı çoktur. Dali, Dream Caused by the Flight of a Bee Around a Pomegranate One Minute Before Awakening (1944) (Arının Uyanmadan Bir Dakika Önce Narın Etrafında Uçmasının Neden Olduğu Rüya) isimli tablosunu ilk kez Freud’un tipik rüyayı keşfetmesini ifade etmenin bir yolu olarak açıklamıştır. 

Dream Caused by the Flight of a Bee Around a Pomegranate One Minute Before Awakening (www.museothyssen.org)

I – Freud ile Dali’nin Buluşması

Freud ve Dali ömürleri boyunca yalnızca bir defa buluştular. Freud Londra’ya henüz kaçmışken Dali onu ziyaret etti. Freud 81 (?) ve Dali 34 yaşındaydı. Freud dönemin en meşhur entelektüellerinden biriydi, Dali ise sürrealizm akımında imparatorluğunu kuruyordu. Ne yazık ki görüşmenin pek iyi geçtiğini söyleyemeyeceğim.

Dali uzun süredir Freud ile buluşmaya çalışıyordu. Viyana’da birkaç defa girişimde bulunmuştu ancak başarısız olmuştu. Nihayet buluştuğunda ise hayal kırıklığına uğramıştı, zaten Freud da Dali’den pek hazzetmiyordu. Pek çok sürrealist gibi Dali de “bilinçdışı, cinsellik ve rüyalar” (the unconscious, sexuality and dreams) konularına kafayı takmıştı. Özellikle Dali gibi rüyalara takıntılı sürrealistler… Dali Freud ile fiziksel olarak buluşmadan önce onunla bir sohbet gerçekleştirmişti zaten (!). Oturmuş, Freud’u karşısında hayal etmiş ve onunla sohbet etmişti (lakin hayal dünyasında [3]). 

Dali, Stefan Zweig aracılığıyla Freud ile gerçek bir buluşma ayarladı. Lakin fiziksel olarak buluştukları zamanki görüşmenin, Dali’nin hayalindeki gibi geçmediği aşikar. Çünkü Freud yaşlı bir insan olarak sanatsal bağlamda muhafazakardı. Rönesans ustalarına hayrandı, dolayısıyla sürrealizme pek sıcak bakmıyordu. Sürrealizme sıcak bakmamasının sebeplerinden bir diğeri de kişiseldi. Sürrealizmin öncülerinden, Sürrealizm Manifestosu’nun sahibi Breton (1896-1966) Freud’u Rüyaların Yorumu (The Interpretation of Dreams) kitabında intihalle suçlamıştı ve ikilinin arası çok gergindi [4]. Breton, Freud’u pek çok defa övmüş olmasına rağmen ikilinin arası pek iyi değildi. Sürrealist bir deha ile iyi anlaşmak çok zor olsa gerek.

Dolayısıyla Freud, Dali’ye şüpheyle yaklaşmıştı. Fakat aynı dönemde de Dali’nin sürrealistlerle arası bozulmaya başlamıştı. Hadi gelin görüşmenin nasıl geçtiğine dair fikir vermesi için Dali’nin kendi otobiyografisinden bir paragrafı alıntılayalım: (syf.32)

“Umduğumun aksine az konuşuyorduk ama gözlerimizle birbirimizi yiyip bitiriyorduk. Freud, hayran olduğu resmim dışında benim hakkımda hiçbir şey bilmiyordu, ama birden onun gözlerinde bir tür “evrensel entelektüelizm” züppesi olarak görünmeye çalışma hevesine kapıldım. Yarattığım etkinin tam tersi olduğunu sonradan öğrendim.

Ayrılmadan önce ona paranoya üzerine yazdığım bir makaleyi içeren bir dergi vermek istedim. Bu nedenle, metnimin sayfasındaki dergiyi açtım ve vakti olursa okuması için yalvardım. Freud dergime en ufak bir ilgi göstermeden bana bakmaya devam etti. İlgisini çekmeye çalışarak bunun sürrealist bir oyalanma olmadığını, gerçekten iddialı bir bilimsel makale olduğunu açıkladım ve aynı anda parmağımla işaret ederek başlığı tekrarladım. Onun sarsılmaz kayıtsızlığından önce sesim istemsiz bir şekilde keskinleşti. Ardından, tüm varlığının birleştiği bir sabitlikle bana bakmaya devam eden Freud, Stefan Zweig’e hitaben haykırdı: “Daha eksiksiz bir İspanyol örneğini hiç görmedim. Ne fanatik!” (“I have never seen a more complete example of a Spaniard. What a fanatic!”)

II – The Metamorphosis of Narcissus

Dali The Metamorphosis of Narcissus isimli tablosunu Freud’a göstermek için yanında götürmüştü. Bu tabloyu Tate Modern’de bizzat görme şansım oldu, aşağıya tabloyu bırakıyorum. Tablo Antik Yunan mitolojisindeki metafor ve alegorilerle ilgili. Tablonun ismini  Narcissus’un Dönüşümü şeklinde çevirebiliriz. Narcissus aynı zamanda Nergis anlamına gelmektedir (Etimolojik olarak nergis ile narsisizm arasında bağ olması çok ilginç olmalı. Medeniyeti bu yüzden seviyorum.).

Metamorphosis of Narcissus 1937 http://www.tate.org.uk/art/work/T02343

Yunan Mitolojisine göre Narcissus çok güzeldir ve onu gören tüm kadınlarla erkekler kendisine aşık olmaktadır. Dünyadaki tüm canlılar kendisini büyük bir şehvetle arzulamaktadır. Echo isimli bir peri de Narcissus’a hayran olur ancak ona kavuşamadığı için kendini yiyip bitirmiş ve harap olmuştur. Bunu görüp Echo’ya acıyan tanrıça Nemesis, Narcissus’u bir havuza bakmaya ikna eder ve kendi yansımasını görüp aşık olan Narcissus, yansımasını kucaklayamadığı için kendi kendini tüketir ve yerine nergis çiçeği oluşur [5]. 

Bu Yunan mitinde en çok öne çıkan şey “narsisizm” kavramıdır. Resmin Freud ile ilişkisi de buradan kaynaklanmaktadır. Narsisizm ile ilgili en meşhur metafor bu Yunan mitidir. Resim, bir havuzdaki kendi yansımasına aşık olan güzel Narcissus’un Yunan efsanesinin sürrealist bir tasviridir. Tuvalin bir yarısında Narcissus suya bakarken tasvir edilmiştir. Diğer yarısında aynı form tekrarlanır, ancak bu sefer beden, Nergis çiçeğinin filizlendiği çatlamış tohumu tutan bir el oluvermiştir. Double Images, Dali’nin sanatının, özellikle de bu tablonun ilk tam örneği olan ‘eleştirel paranoya’ yönteminin önemli bir özelliğidir. Aynı şekle sahip iki yapı farklı yöntemlerle tasvir edilmiş ancak aynı öze sahiplerdir. 

Freud, narsisizmi “kişinin hayatta kalma içgüdüsünü harekete geçiren arzu ve enerji” olarak tanımladı [6]. Aynı zamanda Narsisizm Üzerine Bir Giriş isimli kitabında narsisizmi insanların dönemleri bağlamında sık sık egoyla ilişkilendirerek tanımlayıp açıkladı. Birden fazla narsisizm türü olduğunu belirtti. Dali de bu kitabı okumuş ve benimsemişti. 

Şunu da unutmamak gerek, bu tablo bir şiirle birlikte resmedilmişti. Dali’nin yine tabloyla aynı isimde olan küçük kitabı [7] bu şiiri ve beraberinde iki farklı inceleme notu ihtiva eder, bunlardan ilki şöyledir:

“Baskıda belirtilen tablonun görsel olarak izleme yolu: Bir süre, hafif bir mesafeden ve belli bir ‘uzak sabitlik’ ile, hipnotik olarak hareketsiz Narcissus figürüne bakılırsa, yavaş yavaş sonunda tamamen görünmez olana kadar kaybolur.”

Şiir çevirmenin ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. Dolayısıyla şiiri çevirmeye cesaret edemedim ancak İngilizce halini buraya bırakıyorum. Dileyeniniz çevirmeyi deneyebilir. Eğer çeviren olursa bana ulaşabilir, böylece yazımızı güncelleyebiliriz:

“Under the split in the retreating black cloud
the invisible scale of spring
is oscillating
in the fresh April sky.
On the highest mountain,
the god of the snow,
his dazzling head bent over the dizzy space of reflections,
starts melting with desire
in the vertical cataracts of the thaw
annihilating himself loudly among the excremental cries of minerals,
or
between [sic] the silences of mosses
towards the distant mirror of the lake
in which,
the veils of winter having disappeared,
he has newly discovered
the lightning flash
of his faithful image” [8]

III – Freud Eskizi

Dali anılarında bu eskizin ilham kaynağı olarak Fransa’da salyangoz yerken Freud’un resmini görmesi olarak gösteriyor.

“Yüksek bir çığlık attım. Freud’un morfolojik sırrını o anda keşfetmiştim! Freud’un kafatası bir salyangoz! Beyni spiral şeklinde!” [9]

https://www.freud.org.uk/2019/02/04/when-dali-met-freud/

Yazımızın sonuna geldik. Aslına bakarsanız sürrealizm ile bilinçdışı ve rüyalar arasındaki bağlantıyı fark etmek pek zor olmasa gerek. Sürrealizmin önde gelen isimlerinin Freud’a hayran olması tabii ki tesadüf değil. Freud’un bilişsel devrimi bizlere birçok gerçeği açıkladı. Aynı zamanda Freud’un cinsellik konusunda sürrealistlere ilham kaynağı olduğu açıktır. Dali ile Freud arasındaki ilişki, ayrı ayrı tanıdığımız bir takım meşhur insanların özel hayatları hakkında bizlere farklı bir bakış açısı sunmuş olabilir. Dali’nin, Freud’a Zweig aracılığıyla ulaşması, sohbetleri esnasında yaşadıkları gergin anlar… Hiç tahmin etmeyeceğimiz bazı isimler birebir temasta bulunmuş olabiliyorlar. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere. Bol sanat dolu günler diliyorum efendim.

Kaynaklar ve dipnotlar:

[1] Hokusai, Thirty-six Views of Mount Fuji, 1830-1832: Fuji Dağı’nın farklı konumlardan farklı tarzlarda çizilmiş 36 adet tablonun bulunduğu seridir. En meşhurlarından birisi olan The Great Wave off Kanagawa (Kanagawa oki nami-ura), sanat tarihinin akışını etkilemiş bir eserdir. Hokusai hakkında bir yazı yazmayı planlıyorum.

[2] Carl Gustav Jung, Man and His Symbols, 1964: Jung’un son eseri olarak yayımlanmıştır. Jung, sembollerin zaman zaman geometrik formlarda, insanda, yarı insanda, tanrı ve tanrıçalarda, hayvanlarda ve bitkilerde ifade edildiğini açıklar . Sembolik içerikleri, arketipler aracılığıyla bilinçdışı tarafından bilinçdışından bilince yükselir

[3] The Secret Life of Salvador Dalí, Salvador Dalí, 1942, syf. 30-31: “I remember with a gentle melancholy spending those afternoons walking haphazardly along the streets of Austria’s ancient capital. The chocolate tart, which I would hurriedly eat between the short intervals of going from one antiquary to another, had a slightly bitter taste resulting from the antiquities I saw and accentuated by the mockery of the meeting which never took place. In the evening I held long and exhaustive imaginary conversations with Freud; he even came home with me once and stayed all night clinging to the curtains of my room in the Hotel Sacher.”

[4] Freud Museum London, When Freud met Dalí. Burada şunu söylemem gerek, Breton bazı kaynaklara göre tam bir Freud hayranıydı ki bunu anlamak pek zor değildir sanıyorum. Fakat bazı kaynaklara göre ise araları pek bozuktu. 

[5] Rosa Maria Maurell, 2005. “Dalí and the Myth of Narcissus”. El Punt.

[6] Sigmund Freud, On Narcissism: An Introduction, 1914

[7] La Metamorfosis de Narciso/ The Narcissu’s Metamorphosis, Salvador Dalí

[8] Tate. “‘Metamorphosis of Narcissus’, Salvador Dalí, 1937.” Tate. 2020

[9] Web kaynakları, Freud Museum London, When Dalí met Freud

 Web kaynakları:

-Tate Modern, Metamorphosis of Narcissus, https://www.tate.org.uk/art/artworks/dali-metamorphosis-of-narcissus-t02343

 -Freud Museum London, When Dalí met Freud, https://www.freud.org.uk/2019/02/04/when-dali-met-freud/

-Sigmund Freud, Dalí Museum, https://thedali.org/dali-library-guide-1/sigmund-freud/

0 0 votes
Yazıyı Puanla
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments