19 ve 20. Yüzyıllarda Klasik Müzik

Ön Söz

Müzik, insanın varoluşundan beri yaşamının bir parçasıdır. İlk enstrümanlar, bize ücretsiz tahsis edilen ses tellerimizken ileriki zamanlarda boynuzların içleri oyularak yapılan flütlere, kaplumbağa kabuğunun arasına gerilmiş iplerden yapılan lirlere rastlanmıştır. Yıllar içinde müzikte de bir gelişmeden söz edebiliriz. Bu gelişmenin kıstasları pek çok farklı değer ile ölçülse de en belirgini disonans tınlayan seslerin asonansa dönüşmesidir. Açıklamak gerekirse 1600’lü yıllarda, aynı anda basıldığında “şeytan”ı çağrıştırdığı için yasaklanan akorlardan oluşan bir beste 1800’lü yıllarda devrim niteliğinde kabul ediliyordu. (Richard Wagner/Tristan ve İsolde)

19. yüzyıl müzikte “romantik dönem” olarak adlandırılırken 20.yüzyıl “modern dönem” olarak geçmektedir. İki yüzyıl, söylemesi kolay ama yaşanan gelişmeler yadsınamaz derecede mühim. Günümüzde adından söz ettirmiş birçok bestecinin müziğe kattıklarını tek tek inceleyerek, ardındaki nedenleri keşfederek, dönemin olaylarını analiz ederek 19 ve 20. yüzyıllar klasik müziğini anlamak yolunda bir adım atabiliriz.

Fryderyk Franciszek Chopin

1 Mart 1810’da Polonya’nın Zelazowa-Wola köyünde doğan Chopin, 18 Ekim 1849’da Paris’te hayata gözlerini yumdu ve Pére-Lachaise mezarlığına gömüldü (fakat Polonya’ya duyduğu derin bir aşk ve özlem sebebiyle Chopin’in kalbi Varşova’da saklandı.) 

Günümüzde romantik dönem dendiğinde ilk akla gelen piyanist ve bestecidir. Bir eseri hariç diğer hepsi piyano için olan besteci, âdeta piyanonun kendi sesini keşfeden kişidir.

Küçük yaşlarından beri kendini gösteren Chopin, devrin henüz ulaşamadığı tınıları üretmiştir. Talihsizliklerle dolu hayatı,

 39 yaşında sona ererken arkasında bıraktığı şaheserler günümüze kadar gelmiştir. Romantizm akımının baş temsilcilerinden biri olan Chopin, eski dönemlerdeki kontrpuan(çok seslilik) stiline karşın aryatik bir melodi ve eşlik tarzını benimseyip eserlerini Vincenzo Bellini’den etkilenerek yazmıştır.

Gustav Mahler

7 Temmuz 1860’ta Bohemya’nın Kalischt köyünde doğan Mahler, 18 Mayıs 1911’de Löw Sanatoryumu’nda hayata gözlerini yumdu ve Grinzing mezarlığına gömüldü. Geç romantizm ile modern dönem arasında adeta bir köprü olan Mahler dönemin en büyük bestecilerinden kabul edilmektedir.Müzikteki tonalite kavramını son sınırlarına getiren Mahler post romantik bir üslupla bestelerini yazmıştı. On senfoni -sonuncusu tamamlanamadı- ve romantizmin farklı birçok türünü bir araya getiren orkestra eşlikli şarkıları besteleyen Mahler; ailesini geçindirebilmek için para getirmeyen bestecilik yerine ağırlık verdiği orkestra şefliğinde, dönemin önde gelenlerinden birisiydi.

Mahler’in ciddi sanat müziğiyle sokak müziğini, askeri marşları, Bohemya halk danslarını, birbiriyle harmanlayarak son derece özgün şekilde yarattığı senfonileri, ne yaşadığı yıllarda ne de ölümünün sonraki otuz-kırk yılda anlaşılabildi.

Arnold Schönberg

13 Eylül 1874’te Avusturya’nın Viyana şehrinde doğan Schönberg, 13 Temmuz 1951’de Los Angeles’ta hayata  gözlerini yumdu. Herhangi bir konservatuar ya da kurumda akademik bir müzik eğitimi almayıp kendi kendini yetiştiren sayılı bestecilerdendir. Tonal sistemin üstünü çizerek kendi 12 ton sistemini ortaya koyan ve daha da ileriye giderek atonal müzikler yazan besteci, dönemi için çığır açacak yeniliklere imza atmıştır. 12 ton sistemini kısaca özetlemek gerekirse, her ses bir kez duyulmadan tekrar aynı sesin yazılamayacağı sistemdir. Başka bir deyişle “do” yazıldıktan sonra geriye kalan 11 nota kullanılmadan bir daha do notasının yazılmamasıdır. Schönberg, müziğin konfor için dinlenen bir rahatlama aracı değil, üstüne düşünülmesi gereken yapıtlar olduğunu savunduğundan anlaşılması güç eserler vermiştir.

Maurice Ravel

7 Mart 1875’te Fransa’nın Ciboure köyünde doğan Ravel, 28 Aralık 1937’de Paris’te hayata gözlerini yumdu. Empresyonist ressam Claude Monet’in resimlerinden ilham alan Ravel, 20. yüzyılın en önemli modern bestecilerinden biridir. Operaları ve süitleriyle meşhur olan Ravel, eserlerinde küçük müzik blokları yaratıp onları karmaşık yapılarla birleştirdiğinden, Stravinsky tarafından ona “müziğin isviçre saatçisi” ünvanı verilmiştir. İleriki dönemlerinde Rus balesinden etkilenerek neo-klasik eserler verse de müziği adeta farklı bir seviyeye taşıyan Ravel, eserlerinde orkestrasyonuyla, armonik yapılarıyla ve modal melodileriyle öne çıkmaktadır. 1927’de bazı nörolojik problemler yaşamaya başladı ve eser veremez oldu. 

Béla Bartók

25 Mart 1881’de Macaristan’ın Torontal eyaletinde doğan Bartók, 26 Eylül 1945’te New York’ta hayata gözlerini yumdu. Macar halk müziğine ilgisini yoğunlaştıran Bartók, o dönemlerde müziğin etnik kökenlerden kopuşuna rest çekmiştir. Klasik müzik dünyasına ve bestecilerine “ulusal kimliğin müzikte otantik haliyle kurulması” kavramını hatırlatan Bartók, etnomüzikolojiyle ilgilenmiştir. Bartók, 1936 yılında Türkiye’ye de gelmiş; Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin gibi önemli bestecilerimizle birlikte Anadolu’yu dolaşarak yöresel türküleri notalara geçirmişlerdir. Gerek modal sistemle yazdığı eserleri, gerekse  “öze dönüş” niteliğindeki hareketiyle Bartók, 20. yüzyıl ile özdeşleşmiş bestecilerden biridir.

Igor Stravinsky

17 Haziran 1882’de Rusya’nın Oranienbaum şehrinde doğan Stravinsky, 6 Nisan 1971’de  New York’ta hayata gözlerini yumdu. Ateş Kuşu eseriyle ün kazanmasına karşın, Bahar Ayini eserinde seyirciler tarafından protesto edildi. Zamanın büyük bestecilerinden Ravel, Saint-Saëns ve Debussy’nin de bulunduğu salonda sergilenen eser; o dönem için “çağın ilerisinde” diye tabir edebileceğimiz poliritimler ve çözülmeyen disonans armoniler içerdiği için hoş karşılanmadı. Birçok opera ve bale besteleyen Stravinsky, politoneliteyi -yani eser içinde aynı anda iki farklı tonalite olması- buldu. Erken dönem 20. yüzyılda yaygın olan “pimitivizim-dinamizm” akımından etkilenen Stravinsky, yaşadığı dönemde pek anlaşılamamış olsa da müziğe en çok katkı yapan isimlerden biri olmuştur.

György Ligeti

28 Mayıs 1923’te Romanya’nın Diciosânmartin şehrinde doğan Ligeti, 12 Haziran 2006’da Viyana’da hayata gözlerini yumdu. 20. yüzyıl sonlarının öncü bestecilerinden olarak bilinen Ligeti, sesin yoğunluğu ve dokusu üzerinde çalışarak kendi alternatif stilini yarattı. Mikrotonalite sisteminin öncüsü oldu. 7. piyano etüdüne ölçü rakamı sadece bir rehberdir yazarak bestecilerin yıllardır melodinin güçlü zamanlarını belirtmek için kullandığı bu unusra, farklı bir bakış açısı getirmiştir. 2006’ya kadar yaşadığından, 21.yüzyılda -yani günümüzde- müziğin aldığı şekilde önemli bir payı vardır.

Son Söz

19 ve 20. yüzyıllar müzik için devrim niteliğinde birçok yeniliğin gerçekleştiği bir süreç olmuştur. Sizlere kronolojik sırasıyla anlattığım besteciler ve yaptıklarından anlaşıldığı üzere eski sınırları yıkmak suretiyle yeni ufuklara yelken açılmıştır. Hepsinin ortak noktası çağının çok ilerisindeki, dâhi insanlar olmalarıdır. Bu cüretkâr ve kuralları baştan yazarcasına hareketleri olmasaydı belki de müzik bu kadar gelişmiş olmayacaktı. Bu sebepten ötürü günümüzdeki her müzisyenin, 19 ve 20. yüzyıl bestekârlarına minnet borcu vardır.

Kaynakça:

Kitaplar:

  • Paul Griffiths, Batı Müziğinin Kısa Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010, 354 sayfa
  • Leyla Pamir, Müzikte Geniş Soluklar, Boyut Yayın Grubu, 1998, 438 sayfa

Chopin:

Mahler:

Ravel:

Schönberg:

Bartók:

Stravinsky:

Ligeti:

0 0 votes
Makaleyi Puanla
Sarp Egemen

Sarp Egemen

Sanat'ın her dalından keyif alan birisi...

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments