Alın Teri

Alın teri, herkesin yaşamında en az bir kere kendinizin şu soruyu sordurtan bir kavram olmuştur “Hakkını nasıl veririm?” Tatlı bir kaygı, bir endişeye bizi sevk etmiştir. Bu soruyu sormak için şahsın belli bir kategoriye girmesine gerek yok, ancak belli bir amaçta olması ve bu amacın kişide bir endişeye sebep olması gerekir. Alın teri kavramının herkese işleme kabiliyetinden dolayı, birçok kişinin ağzından düşmediğini ve en önemlisi aklınıza gelebilecek her türlü çabayı işaret etmeye yeltendiğini fark edebiliriz.

Birden çok kavrama yönelik kullanılması, bu kelimenin belli bir standarda sahip olmadığını açıkça gösterir. Nihayetinde bir kelimeyi belli bir standarda sokmanın bir anlamı olmayacaktır. Ne var ki gün geçtikçe insanların zihninde bu kavramın maddi bir eşdeğeri geliştiğinden dolayı artık para gibi bir ölçülebilir veya hakkaniyetinin sorgulandığı bir kavram olarak karşımıza çıkar.

Alın terinin maddi bir çağrışımla zihnimizde canlanmasının bir başka etkisi de insanınlığın makineleşmeye tetiklenmesidir. Bir amaç uğruna dökülen terin değerlendirilmeye alınması, ağrı kavramının değerlendirilmeye alınması gibidir. Kişi, ağrının ne derecede olduğunu sadece dışarıdan kendi duyularıyla sezdiği kadar anlayabilmektedir. Alın teri de bunun gibidir, her bireye özgüdür ve dahası ağrı gibi dışarıdan müdahale gerektirecek bir olgu da değildir. Sadece kişinin kendisinde kalabilir ve kişin kendisini tatmin etmelidir, bir başkasını değil.

Günümüz dünyasında alın terini bir birimle açıklayamadığımızdan ve dahası açıklamayı gerekli gördüğümüzden ona maddi değerler biçeriz. Önce saat aracılığıyla, daha sonra tartma aracılığıyla ve en sonunda para ile. Sorulması gereken soru şu: emeğin ne ölçüde olduğunu anlamak için sadece yukarıda yazdığım veriler yeterli midir ? Kişinin kendi hayatının bütün toplamıyla göz önünde bulundurmanın bize daha geniş bir yelpaze vereceğini aklımıza getirmez miyiz, ya da tercih etmez miyiz ?

Bazı anlarda, kendi düşüncemizi bir kişinin alın terini değerlendirirken hesaba katmamız ister istemez kaçınılmaz olmaktadır. Kendi düşüncemizi katmak zorunda kalabiliriz çünkü bulunduğumuz konum veya zamanın gerektirdiği yükümlülükler bize buna zorlar. Bazen kattığımız kendi düşüncemiz değildir ama bulunduğumuz konum gereği edindiğimiz düşüncelerdir. Katılan düşünceler bazen hangi kişinin alın gerinden bahsettiğimize göre veya ne amaçla bahsettiğimize göre şekil değiştirebilir. Emek kavramı şüphesiz özneldir. İşte tam da bu öznelliğinden dolayı bir başkasının alın teriyle ilgili konuşurken ihtiyatlı olunmalıdır. Kim olduğuna, ne yaptığına veya herhangi başka bir faktöre bakılmamalıdır. Sadece amacı uğruna neleri göz aldığına ve emeğinin kendisi için neyi karşıladığı anlaşılmalıdır. Bir garsonun işi sonrası akıttığı terlerle, bir doktorun ameliyat sonrası akıttığı terlerle bir dansözün akıttığı terleri karşılaştırmak güçtür, anlaşılması zordur; bu yüzden hepsi kişi odaklı incelenmelidir.

Asıl soru şudur: Bunu neden kavramalıyız ve benimsemeliyiz ? Bu kavramın bizde oluşturacağım konsept yaptığımız emeğin insan ölçüsünde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmasıdır. Bu kavramı doğru anlarsak insan denilen yaratığı daha iyi ele alabilir ve bir makine olmadığını hatırlayabiliriz. Kısacası “alın terinin” akıtılması, insan telaşının ölçülemeyecek ve şahsi olarak değerlendirilecek bir göstergesidir. Bizi insanlığımıza daha kuvvetle ve sıkıca bağlar.

5 1 vote
Yazıyı Puanla
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments